14 Kasım, 2009

Hakî Yeşil Bir Mola...


6 aylık hakî yeşil bir mola...

keyfiyetten değil...

mecburiyetten...

bu defa yazacak daha çok şey var...

bloğa sığmayacak ama,
usul usul sızacak...

64 gün sonra hakî yeşillerden ve emanet klavyelerden kurtulmak dileğiyle...

11 Temmuz, 2009

Güle Güle Michael Jackson...

dansçı, şarkıcı, besteci, aranjör, aktör ve prodüktör... işini layıkıyla yapmış bir dünya yıldızı kaydı gitti semalarımızdan... dansıyla, müziğiyle, imajıyla, duruşuyla öyle ya da böyle o bir yıldızdı... çocukluğumun tekerlemelerinde Madonna ile yanyana andım adını, kendini bilmeden... çok dinlememişimdir, hayranı olmayabilirim ama onu takdir etmekten de geri kalamam...

sanatı kadar skandallarıyla da konuşuldu Jackson... yerden yere vurdu onu medya... sanatçıların da birer suçlu, şüpheli ya da herhangi bir insan ne olabiliyorsa onlardan biri olabilme ihtimali yokmuş gibi... ölümünden sonra da tüm o yapış yapış rezil etme çabalarını gösteren, sürmanşet skandallar patlatan onlar değilmişcesine bağırlarına bastılar onu... oysa ki Jackson hakkında açılan on davanın hepsinden beraat etmişti... ne acı...

sanatçı da insandır, ama herhangi bir insandan sanatçı olduğu için farklıdır... onların birer ikon olmaları, kitlelere hitap etmeleri iyi insanlık örnekleri göstermeleri gerekliliğini oluşturmaz... insani taraf ve zaaflarıyla herkes kendi (iyi ya da kötü) hayatını yaşar. yaşayacaktır. yargıda kesinleşmemiş bir suçtan ötürü bir yıldıza suçlu damgası vurmak yalnızca modern medyanın çıkar stratejileriyle örtüşebilirdi, öyle de oldu...

hiçbir çamur, hiçbir iftira, hiçbir haber yarattığı diskografiyi, sanatını yaralamadı. hayranlarını da kaybettirmedi... milyonlarca insanın beğenisini, fanatizmini, sevgisini kalbinde hissederek, yaşarken bir efsane olabilmenin farklılığını tadarak dünyayı terkeden şanslı azınlıktandı... güle güle Michael Jackson...

26 Haziran, 2009

Avrupa Yakası'ndan Anadolu Paçası'na...

daha önce hiçbir dizinin bitmesine bu kadar sevinmemiştim sanırım. köşe yazılarında geleneksel tutumu sürekli alaya alıp eleştiren gülse birsel, müthiş bir geleneksel tutumun altını çizdi avrupa yakası projesinde... bu tutumun adı "suyunu çıkarmak" idi. yapımcılar sözleşmeler vs hikaye... para herkese tatlı geldi kuşkusuz... ülkenin en çok izlenen, takdir edilen, gülünen reyting alan dizilerinden biri olduğu gerçek. ancak hakettiği yergiyi ve eleştiriyi aldığını sanmıyorum.

iyi bir başlangıç yapmıştı avrupa yakası. karakterler, olay örgüsü, çatışmalar, entrikalar ve espriler zekiceydi ve emek verildiği belliydi. zamanla karakterlerin kendi içindeki tutarsızlıkları, tutulan karakterlerin ön plana çıkarılması, sürekli kimi oyuncuların yok olup her hafta yeni bir karakterin eklenmesi birkaç hafta izlemeyip sonra izleyenleri şaşırtmıştır eminim. örneğin beni. evet önceleri şaşırıp adapte olmaya çalışsam da devamında soğudum ve izlemedim. hani adı dizi sonuçta, insan biraz önceki bölümle alaka kurmak istiyor, her bölümün kendine özgü hikayesi var takip etmek kolay da karakterleri takip etmek ve tanımak işkenceydi benim için.

o çok batılı havadaki sitkom zamanla arabeskin içine gömüldü de gömüldü. ve anadolu paçası oldu. bütün karakterler evrim geçirdiler neredeyse... hele olaylar... ilişkiler... kimin eli kimin cebinde, kim kimin nesi? akrabalar, ofis... gaffur, burhan, şahika ve dilber hala gibi karakterlerin gereksiz öne çıkarılması da hataydı. yan karakterler zaman zaman seyirciyi ele geçirip baş rolü aldılar. eh seyirci prim verdikçe, gülse de prim verdi bu karakterlere...

bir dizi çok izleniyor ve haliyle çok reklam alıyor diye ancak bu kadar uzatılabilirdi. son bölümünü sırf bitiyor diye keyfimden izledim. çekimler handycam ile yapılmış gibiydi, olay örgüsü ve diyaloglar ise tam bir fiyaskoydu. zaten oyuncular da savsaklamanın doruklarında bir performans sergilediler... herkes bitse de gitsek modundaydı. neyse ki bitti, böyle de bir sitkom geçti televizyon yayıncılığı tarihimizden...

eğer burnu halen para haricindeki şeylerin kokusunu almasını biliyorsa yeni projesinde avrupa yakası deneyimlerini göz önünde bulundurarak daha elle tutulur komediler yazacağını umuyorum gülse birsel'in... güle güle avrupa yakası...

21 Haziran, 2009

Bu Yazı Kalorisi Düşük Olmasına Rağmen Şişmanlarda Vesveseye Yol Açabilir!

ilkbahar sonu ve yaz boyu medyanın hemen her kolundan şu cümleler avaz avaz kulağınıza çalınır: yaza incecik girin! forma girmenin 10 kolay yolu! 3 adımda göbeğinizi eritin! erişte diyeti! revani diyeti! madonna diyeti! su içerek zayıflayın! bunlar yetmez gibi köşe yazarlarını, sabah ve öğle kuşaklarını da sarar bu durum. diyetisyenler kanallarda cirit atar. 200 kilodan 60 kiloya düşmüş mucizevi örnekler de cabası. herkesin farklıdır tavsiyesi, akupunktur, spor, çeşitli diyetler, pilates, vs. diye diye kafanızı şişirirler...

bu inleyen ve sözde incelten nağmelerin kompleks yaratmaktan başka pek faydası yoktur. şöyle bir bakmanıza bile gerek yoktur, şişmansanız zaten bunu biliyor ve muhtemelen bir şey yapmıyorsunuzdur. bu tip gaz verici yayınların diyet ve rejime güdümleyici yanlarını görmezden gelemeyiz evet ancak herkese bir top modelmiş de aleme rezil olacakmış korkusu da yaşatılmamalı, aşılanmamalıdır.

gelelim bu yazının madde listesine:
  • zayıf ve normal insanlar şanslıdır, daha az kompleks sahibidir.
  • şişmanlara ne hikmetse su ile birlikte temiz hava bile yarar, kilo yapar.
  • bir şişmanın zayıflayamama sebepleri say say bitmez.
  • kilo vermek irade ve azim ister ama bu ikisi herkeste yoktur.
  • ordan burdan duyulan özenti diyetler sadece zaman kaybıdır.
  • doktor kontrolünde değilse kısa vadede çok zayıflatan diyetler tehlikelidir.
  • bir bünye gerçekten şişmansa hiçbir diyet o bünyeyi zayıflatmaz, zayıflatsa da eskiye dönmesi çok kolaydır.
  • şişmanlar aşağılanmamalı küçümsenmemelidir zira bir ameliyat ya da bir ağır hastalık sonrası herkes 20-30 kilo alıverip aynı duruma düşebilir.
  • şişman ama özgüveni tam komplekssiz insanlara rastlamak mümkündür, kimse şişman olduğu için evlere kapanıp haline ağlamamalıdır.
  • pek çok zayıflama girişiminde başarısız olmuş şişmanlarla beraber takdir edilesi çiçeği burnunda azimli yeni zayıflarda vardır.
  • sıfır beden insanlar bana hiç estetik gelmiyor, sağlıklı bir şey olmadığı da aşikar, ne o öyle iskelet gibi?!
  • tamam herkes tığ gibi olmasın ama sağlık için gerekli biraz kilosuzluk.
  • erkekler kadınlardan daha şanslıdırlar çünkü mayo, bikini, mayokini ya da göbeği açık kıyafetler giyme muhabbetleri yapamazlar. şişmanlık kadınlar için başlı başına bir sohbet konusu olabilirken erkekler bu konudan maksimum 5 dakika bahsedebilir. örn: hee aldım abi biraz bu aralar...
  • kendime gelince... sadece biraz göbeğim var.
  • 7-8 kilo fazlamdan kurtulursam daha iyi hissedecek ve görüneceğim görünmesine de sporsuz zayıflama yöntemlerine inanmıyorum ve sporla hiç aram yok.
  • bir şekilde herhangi hiçbir sporu yapmayan kendimi ve benzerlerimi kınıyorum.

09 Haziran, 2009

Bazen Düşünüyorum da...

  • bazen bir şeyler yolunda gitmeyebilir...
  • bazen o kişi size öyle diyebilir...
  • bazen size öyle gelebilir...
  • bazen umduğunuz gibi olmaz...
  • bazen yapacak bir şey yoktur...
  • bazen öyle olması gerekir...
  • bazen öyle hissetmeniz normaldir...
  • bazen her şey olacağına varır...
  • bazen hiçbir şey olmaz...
  • bazen olsa da olur olmasa da...
  • bazen kelimesi olumsuzlukları bazen daha katlanılır yapabilir...
  • bazen kelimesi iyi bir teselli olabilir...
  • bazen hiçbir teselli kâr etmeyebilir...
  • bazen "bazen" demek iyidir...
  • bazen çok fazla "bazen" derseniz anlamını yitirebilir...
  • bazen gerekli bir kelimedir...
  • bazen denenmelidir!